chapter var olus sancisi
bunalim
bunalim dedi "bunalim insanin yaamda duraklayip nefes aldii bir surectir" ve devam etti
yurumeye. eer cocukluumu, sevmediim bu yerler ekillendirdiyse, ben burada dourmaya
mecburum. sakallarini sivazlarken koca daa doru bir adim daha atmi oldu. daa dik, dik
bakarak "olum mutlak noktaysa bizim ona ne yolla vardiimizin ne onemi var" diye duundu.
bunalim standart cizgiden uzak dumektir ve bunun bedelini aciyla odemektir. "o zaman
insanlama surecinde doanin hayvana bictii role bunalimlarimizla isyan ediyoruz" dedi.
cektiimiz acilar bizi standarta zorluyor, coumuz acidan korkup doanin bize bictii ciftle ve
turunu devam ettir olgusuna dort kolla sariliyoruz. sonsuzluk icinde 60 yilin ne gibi bir onemi
olabilir ki. bunca tela ve kouturma bunun icin mi? yaam bu denli basit kaliplar uzerine
oturmasaydi, varliinin devamliliini nasil salayabilirdi ki? beklide baki olan yaamin
sonsuzluudur. bizler bu varolu icinde birer piyonuz. insandan bocee bir cok ekilleriyle koca
tanrimiz yaam, bir ekilde var olmayi baariyor. ince narin kirilgan bedenlerimizle her eyden
korkarak, yaamaya yaami devam ettirmeye caliiyoruz. korkuyoruz ki devam ettirebiliyoruz,
yada tam terside soylenebilir.
zor olani baariyoruz. ama bir piyon olarak. oysa asil hizmet ettiimiz olgu belli. ve bana kalirsa
insan yanimiz bunlari bilmeye doru koca bir tunel aciyor. ve insan olmanin rahatliini yaamak
icin 60 yilda boulacaimiz bu denizden kafamizi kaldirmamiz gerek. nefes almamiz gerek.
kafede cayimi ictim. bir kac kisi koluma girdi ve kaldirdi beni. amerikan filmlerinde ki bilmis
tavirla, ust kattaki switch e giden kabloyu kontrol edin dedim. cunku kodugumun sistemi orda
birlesip ordan bir kablo ile asagidaki server makinasina geliyordu. gotumumu tuta tuta yol
alirken, arkamda bir askeri us havaya ucuyordu sanki. ve ben ,magrur bir sekilde atesler ve
bombalar icinden usulca yuruyordum. metroda panik yasayan gence geri isinlandik. butun
bunlari yasamistim. ulan zaten yalnizdim. avustralya da da yalniz olsam ne yazardi. neyse iki
xanax atinca zaten. ne yazar lan ne yazar dedim.
egitim acentalari kurt, biri gelse de duduklesek diyorlar. ben hemen susun lan kagit verin
imzalayayim dedim. adamlar emek harcamadan para kazanmanin telasi icinde noluyor lan daha
sana yalan soylemedik dediler. lan bana soylenen her yalan soylenmis, cennet mi vaad
edeceksiniz diye bakarken. adamlar walla cennet vaad ettiler. soyle dusunmek lazim. hapisten
kacmak isteyenin ilk onceligi o duvarlardan kurtulmaktir. gerisini pek hesaplamaz. hele bir
atlayayim dersin. gerisi gelir.
chapter kacmak
evet bir kacaksin artik, ardindan itlerle gelen, gorevliler var. kalbin zaten gotunde atiyordu, ulan
niye kaciyorum sucum ne? neden sevdiklerimi arkamda birakmak zorundayim. ulan beni terk
edenleri bile birakmak arkada birakmak zor lan. kimseye de bir yanlisim olmadi. neden
kaciyorum lan. neden bu kadar kenara itildim. lan ben sevgilimi alip bir bank ta bile oturamadim.
sorununuz ne benle. neden bunlari odemek zorundayim. oysa yardima ihtiyacim var lan. sadece
normal biri olabilmek icin yardiminiza ihtiyacim var.
oncelikli olan xanax ti. yabanci bir ulkede xanax olmadigini dusunmek bile, kabustu. bohcami
hazirliyordum. yazdigim yazilar, eski resimler. hatirasi olan bir yemek fisi bile yanimdaydi.
atmam gereken ama anlami olan kiyafetler. herseyi bir bavula sigdirmak gerekiyordu. cunku
kurallar 20 kilo diyordu. herseyi bir mavi bavula sigdirdim. bir de sirt cantam vardi. izledigim
ucaklara binebilecekmiydim acaba.
vizeyi almistim. (flash back yapicaz buraya da) okulun parasini odeyip tum gotu ortaya
koymustum. ama pasaport kontrolunden gecebilecekmiydim. icim icimi yemekteydi. yegen
kusura bakma deseler boku yiyecektim. icimden lan jack london un (demir yolu serserileri) ne
sansliymis diye dusunuyordum. sabah uyandim. herseyi bir daha kontrol ettim. sirinevler
merkeze dogru kaldirimda bavulu ceke ceke yurumeye basladim. bilirsiniz bavulun tekerlekleri,
nasil ses cikarir kaldirimda. bacaklarimi hissetmeyerek urkek urkek yuruyordum. meydana
dogru.
metroya bindim. beni havaalaninda karsilayacak bir iki arkadas vardi gelmediler. canlari
sagolsun. check in yaptirdim. ucaga daha 2 saat var pasaport kontrolunden gecmem lazim en
onemlisi de bu zaten. it gibi acim. piza aldim cok pahali idi, yiyeyemedim bile. gotte yusuf var
ken, pizzayi dusunemiyor insan. bavul gitmisti sira bende idi. kalktim ayaga pasaport kontrolune
yurudum. sirada bekledim biraz, memur eline aldi pasaportu senin ki olmaz dedi. ben sikislerden
sikis begenmek uzere iken git dedi pul alman lazim. gittim pul aldim.
yine ayni siraya girdim. sira yine bana geldi. memur bana bakti. elindeki pasaporta bakti. pc ye
bisiler yazdi. enter a basti. yine bana bakti. eline muhru aldi basti, hayirli yolculuklar dedi. tr
sinirlari icinde bir baska sinira ayak basmis gibiydim. 1 dakika kendime gelemedim. sonra
anonslarla beraber, ucagin korugun kapisina geldim. once anami aradim. sonra psikolog
arkadasimi. ucaga binmeden once beni bir supriz bekliyordu. cafede benle kulluk temizleyen
sonradan thy de ise girmis olan arkadasim. ucagin korugundeydi, abi helallesmeden nere
gidiyosun oyle dedi. ki o koruge herkesi almiyorlar. sarildik. hostesler yeri tarif ediyordu.
gecerken dikkatimi cekti bussiness class ta mithat bereket vardi ( 5n1k yi sunuyordu galiba.)
hayvan kadar buyuk bir ucakti. motorlar calisti. ben pencereye kafami yasladim (3mg xanax
esliginde) koca ucagin kanatlarinin titreyisini izledim. ucak ufak tuy bulutlari altinda, once
sirinevleri sonra koca istanbulu arkasinda birakiyordu. ve beni kacisimdan sonrasini
dusunmedigim, bir baska yasam bekliyordu.
bilinmeze olan yolculuk baslamisti. asagida istanbul, kiminin anasini belliyor, kimine de olmadik
firsatlari veriyordu. bir daha canli gorememe ihtimali dahilinde, bakabilecegim kadar baktim.
doya doya yasayamadigim istanbul mavisiyle, grisiyle, kargasasi ile geride kaliyordu. sultan
ahmet e bile toplasan 4 yada 5 kere gidebilmistim. 1 kere de cicek pasajinda bira icebilmistim.
hedef dubai idi.
20 kusur saat surecek bir ucak yolculugu vardi onumde. bunu dusunmek bile kendi basina bir
kabustu. yanimda bir adam oturuyordu. konusmak istemese ben agzimi 20 saat acmazdim ama.
hikayesini anlatmaya basladi. 15 yil once tr ye azarbeycan dan gelmis bir is adami. singapur a
anlasma yapmaya gidiyordu. aksanindan turkceyi sonradan ogrendigi belliydi. basardiklarini
anlatmaya basladi. nasil da fakirdi onceleri, simdi ise nasil da zengindi. ramazan ayi idi, elaman
oruclu idi. 90 kilometre olayini hatirlattim. bunun onun icin mazeret olmadigini seve seve
tutacagini soyluyordu. beni cok sevdigini soylemeye basladi. oysa zorunlu kalmadikca cevap bile
vermiyordum. iliskimiz, yemek servisinde benim sarap siparis etmeme kadar surdu. sonra rica
etti koltuk degistirdi. ucak cok dolu sayilmazdi zaten. ben boncuk boncuk terliyordum. orda o
metal kutu icinde kalmak zorunda olmak gayet zorlu bir ugrasti benim icin.
dugmeye bastim alimli hostes kizlarimizdan biri geldi. ingilizcem sifir sayilirdi ama wine ( sarap)
dedim. guldu gitti bir kadeh daha getirdi. ama kadehler sik kadar. benim terledigimi ve kaygili
oldugumu gorunce, konusmaya basladi ama ben bir sik anlamadim. panic disorder (panik
bozukluk) dedim. ok dedi gitti, ve sise ile geldi. 3mg xanax ardindan bir sise sarap uyuttu.
uyandigimda kemerimi baglamaya calisiyordu kiz. dubaiye iniyorduk. 4.5 saatten fazla yol
almistik. pencereden dubai yi izlemeye basladim. col ortasinda ki cennet. dubai de 45 dakika
kalacaktik.
dubai hava alaninda kalmak bile araplara dair yeterli bilgiye sahip olmaya yetiyor. ama bunu
burda anlatmayacagim. ic sarabi sik arabi diyerek devam edeyim. ucak geri havalandi. hostes
ablamiz bir sise daha getirdi. sss caktirma deyip verdi. singapur a surecek 14 saatlik bir yolculuk
basladi.
singapur a ucarken, asagida kalan bulutlar da simsekler cakiyordu. aklima fight club tan bir
sahne geldi. ucak duserken oksijen maskeleri onunuze duser. maskeye yapisir, nefes almaya
calisirsiniz. daha derin daha derin. cunku got korkusu sizi esir alir. bu da size kisa bir mutluluk
verir. belkide olmenize yardimci olur. zaten panik atakta bole birsey, gereginden fazla oksijen
alman siker bunyeni. oysa beynin yetmiyor daha fazla asil der sana. panik atakli ben olsam da o
ucak dusse sallamayacak tek kisi bendim. xanax ve sarap bunyede, azrail gelse buyur bir kadeh
de sen alirmisin kardes diyecek duzeyde idi.
singapur hava alanindayim. dunyanin en buyuk hava alanlarindan biri. 2 saat beklemek
zorundayim. herkesin elinde bavullar. hayatta bir kez daha karsilasma olasiligimin cok dusuk
oldugu insanlar etrafimda. aklima sehirler arasi yaptigim yolculuklar geliyor. aslinda ne essiz bir
ortam bu duraklar, hayatinda bir daha gormeyecek olduklarinin, bir tesaduf sonucu, seninle ayni
ortamda bulunmasi. herkeste bir telas, biraz cosku ve bir yetisememislik duygusu hakim. hersey
ayni ama caylar sirketten anonsu eksik sadece. herkeste bir yol yorgunlugu, herkeste bir
uyusukluk. calisanlar haric herkes gidici. tr de olmadigimi hatirlatan tek sey yemek kokulari ve
kara kas kara gozun artik insan yuzlerinde cogunlugu olusturmamasi.
pasaport kontrolundeyiz, polis pasaportuma bakiyor. bisiler diyor, gulerek. anladigim tek sey
galatasaray, iyi bir sey dedigini dusunerek ben de siritiyorum. ucak havalaniyor, meger singapur
ne guzel yermis, ucak havalandiktan sonra anliyorum. bu sefer o hostes abla yok. ama key word u
biliyorum. (panic disorder and wine) nedendir bilmiyorum. ise yariyor bu kelimeler. demekki
benden oncekiler benim onumu acmislar.ucak avustralyaya vardigin da omzunda salya sumuk
uyudugum, amca eh yeter artikbari simdi uyan der gibi beni sarsiyor.
chapter avustralya.
cantada bir suru xanax var ve belli bir miktarin uzerinde avustralyaya sokmak yasak. singapurda
elimize tutusturulan kagitta da ne goturuyosan yazmak zorundasin. zaten ingilizce az, bende bisi
yok diye yazdim doldurdum. ama avustralya da hava alanina varinca bir sey dikkatimi cekti. eli
eldivenli polisler cantanizda ki donunuza kadar bakiyorlar. ucaktan cikanlar ikiye ayrilmakta, bir
kismi direk x ray den gecip gidiyor digerleri, donuna kadar aranmakta. iste boku yedigimin resmi
dedim. cunku genelde 3. dunya ulkesinden gelenler, cok siki aramaya tabi tutulmakta. ne kadar 3.
dunya ulkesinden adam varsa gotune kadar araniyordu. o ara bir polis yanima geldi. bisiler sordu
anlamadim. elimdeki evraklari verdim. pasaportu aldi gitti. bekliyorum. baska bir polis daha
geldi neyi bekliyorsun gir siraya haci diyordu galiba. pasaport u aldilar demeye calistim. neyse
pasaportu alan polis geldi. gec surdan dedi. cantada 7 kutu xanax 2 adet 70 lik raki, 2 karton
marlboro sigara ile direk kontrole girmeden gectim.
kayit oldugum okuldan beni karsilamaya gelecek olan biri bekliyordu.(100 dolar odemistim
bunun icin) bekleyen kisi beni homestay e ( kalacagim aile yanina) goturecekti. hava alaninin
garajina indik. bagaja attim bavullari, arabaya binmeye calisirken, surucu koltuguna oturmak icin
hamle yapmistim. fark ettim ki, direksiyon sagda. aksam 8 gibiydi. sokakta kimseler yoktu.
apartman kavrami yoktu. tum evler mustakil, ve her yer yemyesildi. bu kadar mi agac olurdu bir
ulkede. aklima sirinevlerdeyken, deprem olursa binalardan kacacak bosluk bulmanin bile mucize
oldugu geldi.
20 dk sonra koca bahceli bir eve geldik. bahcede cadir bile vardi. kim yasiyor lan bu cadir da diye
sordum kendime. cunku orda kalacaksin derlerse eger kalacaktim. eve bavulu tasidim. yaslari 60
kusur olan asya kokenli bir kadin ile kocasi (avustralyali) karsiladi beni. kisa bir tanistirma
faslindan sonra, okul dan gelen eleman gitti. bana odami gosterdiler. aynanin karsisina oturdum.
iste sonunda kacmistim. basarmistim. cennetteydim. tr de sabahti, avustralya da ise aksam.
uykum yoktu ama, uyumayip dusunecek sabrim da yoktu. elemanlarla ayak ustu az sohbet
etmeye calistim. yes demekten baska carenizin olmadigi bir durum yabanci bir dili dinlemek.
uzun suredir pc kullaniyor oldugumdan dolayi, yuzunu acmadigim gunlugu acip su satirlari
karaladim.
cok alkol aldim cok ictim kafam kiyak denilen tavdayim. bir cok ey onemsiz gelmekte, demekki
alkoliklerin tek derdi de bu.
icimin derinliklerine doru salladiim, alkolden dolayi daha az onemsediim bir sorunlar
yumaim var. kimin yokki. herkes birey le mucadele etmiyor mu yahu. yensek yada yenilsek cok
mu onemli. kimisinin tek derdi yenmek. hani u sokaa cikinca dertsiz insanla karilamak
mumkun mu? neden meguluz bunca yaamsal siradanliklarla, bunlar bize neyi unutturuyor. bu
koduumun yaaminda neden bana bu turden bir unutturan yok. her sabah kicimda bu aciyla
neden uyaniyorum.
kacmak sonu gelmeyen, bir surecti. serce telassizsa olmustur. hapisten kacmak huzuru
getirmemisti. bazen dusunuyorum kacmayi biraksam belki de biraz olsun huzur bulacaktim.
sirada anami felan arayip aslinda ne kadar mutluyum demekti. yabancisi oldugum kus sesleri
vardi disarda, yabancisi oldugum dugmeler. ama anladigim, insan herseyden kacarken
kendinden kacamiyormus. cehennemin dibine gitsende ensende nefes alan sensin. zaten o siralar
anliyordum kactigim sey aslinda kendimdim.
en zoruymus insanin kendisine yuzunu donmesi, en buyuk hapishane kendimizi hapsettigimiz
kendimizmis.
chapter her gun kabusa uyanmak.
uyandiginiz da ulan hay amina koyayim kabusmus dediginiz durumlariniz var. kolay ve
kabullenebilir bir durum. ya uyandiginizda kabusa kaldiginiz yerden devam ederseniz, iste bu cok
yenilir yutulur bir durum degildir. ayni 14 yil once o sinemada bu eller bana mi ait dedigim gibi,
artik aynaya bakmaya cekinir olmustum. sabah uyandiginiz da way amina koim yine olmemisim
demek zor. pm den orospu cocugu neden intihar etmiyorsun diyenlere adam gibi bir cevabim
olacak.
icerde volkanlar patlarken, gunluk yasamda siradan birisi gibi olabilmek istemenin arzusu cok
agir gelsede, iki cumle kuracak kadar bile dingin olamamanin verdigi huzursuzluk. yine icinizde
ki volkani besler. boyle bir kossam, araba surebilsem, bir kizin elini tutsam, ayda az bir para
kazansam. nefes alirken bedel odemesem derken. avustralyada ki ilk gunumde ayna karsinda
agliyordum. ama intikami alinmasi gereken cok sey vardi dayanmak lazimdi. guzel gunlerin
gelecegi kandirmacasina olan inancimi coktan geride birakmistim.
cebimde sinirli bir para vardi. ve haftada 200 dolar kaldigim eve odemek durumunda idim.
olmayan bir dil ile, is aramak aslinda samanlikta igne aramaktan farksizdi. cennetin icinde ayri
bir cehennemdeydim yine. haftada 5 gun okula gidecektim. is bulacaktim. ve geri donus secenegi
olmayan bir durum icindeydim.
istanbuldayken, annemi babami cok ozlemezdim. gurbet dedikleri sey neymis bende
ogreniyordum hemde en acilisini. olseler cenazelerine bile gidemeyecektim. en cok koyani oglum
sen iyi ol bizi bosver lafi idi. ellerinden gelse, beni paraya bogarlardi. ama kendi karnini zor
doyuran her anadolu anasi babasi gibi, sen iyi ol bizi bosver, allah ayagina tas degdirmesin
diyorlardi. oysa orospu cocugu deseler ne sikime gittin oralara, bize hic bir yardimin yok deseler
hersey daha katlanilir olurdu. ne zaman yuzumu cevirsem onlara, kendimi unutuyordum. oysa
anam babam olmasa atardim kendimi bir cukura hersey biterdi lan. aha orda biterdi. kim
sonsuza kadar yasadiki.
geri donusu olmayan baska bir platformda idim. farkli olan birsey vardi, etrafimda ki herkes
mutlu idi. bakip halime sukredecegim tinerci cocuklar bile yoktu. aborjinleri kesfedene kadar,
hersey biraz yaban geliyordu. parklardaki tuvaletler de bile tuavlet kagidi olmasi. her parkta
bedava elektirikli mangal olmasi, tanimadigin bir kisinin bile selam bu gun nasilsin demesi.
otobuse binince tepeden tirnaga dovmeli, sakallari gobegine varmis envayi cesit kupeyi kulaginda
bulunduran soforun bu gun nasilsiniz demesi bana biraz garip geliyordu.
sans eseri, bir gun bir parkta icerken, aborjin bir kardesle tanistim. o benden de bugulu bakiyor
durum o denli yani. konusmaya basladik, ama adam da oyle bir aksan varki anlamak icin ingilizce
de yetmez. bi de elemandaki kafa bir dunya oldugu icin onu son kelimesine kadar anliyorum
saniyor. dedim abi once su kadehleri bir tokusturalim ama ben seni anlamiyorum walla. walla
sikimde diil benim konusmam lazim dedi. baya bir gulduk.
neyse usul usul konusmaya basladik. neden alkoligim biliyormusun dedi. walla cok sikimde degil
bende sendenim dedim. dur anlatayim dedi. sonradan da okuyarak ogrendigim kadari ile, 1900
lerin basinda ailesinden zorla koparilan, ve medenilestirilmeye calisilan bir neslin son
kirintilarindan di. okudugum kadari ile 1900 lerden 1970 lere kadar adayi isgal eden ingilizler her
aborjin cocugu ailesinden alip adam etmeye calismislardi. hatta sene 2008 yada 2009 du sanirim
ozamanin au basbakani bunlari icin sorry day ( ozur gunu yapti) yani ailesinden koparilan her
aborjin, benim gibi alkolikti. aramizda ki tek fark onlarin sarap parasini devlet oduyordu. bana
dondu tazmanya da hic aborjin yok niye biliyomusun dedi. bilmiyorum dedim. hepsini
oldurduler dedi. turkler bizim dostumuzdur dedi. cunku gallipoli de ( gelibolu ) bunlarin anasini
siktiniz dedi. hay amina koyayim, koca agaclarin altinda, bir dunya kafa ile neler konusuyorduk.
elde hala pc olmadigi icin o gece gunluge yine birseyler karaladim.
beyaz
en temizimizdir. cunku en ispiyoncumuzdur. cunku en bencilimizdir. icine girmeye calisani
desifre eder. insanin beyaza imrenmesinin altinda, kendi bencilligi yatar. kendisi disindakini
benimsememek beyaza ozleme donusur. cunku bunu dogada en iyi beyaz becerir. beyaza imrenen
ispiyonculugumuz ve bencilligimizdir. iyi olmaya calisirken beyaza meyil eden. kotuyu secerken
siyah der. cunku siyah iyi saklar. geceler de siyahtir. herseyi orten siyah, beyaz olmaya calisan
bizlerin pisliklerini ortmek icin var.
gunduzumuz ve gecemiz bu yuzden farklidir. gunduz rutinin hizmetindeki insan gece kurtadam
olabilir. gunduz beyazi oynayan, gece siyahin koruyuculuguna teslim olur.
oysa aborjin kardesim, sehirler arasi terminallerde karsilastigimiz gibi, bir daha gorusme
olasiligimin olmayacagi, park sandigimiz yerin aslinda otobus terminalinden farkli olmadigini
anlamayacak kadar sig oldugumuzun. aslinda yanindan gecen her insanin bile sana ilk ve son
goruntuyu sundugunu es gececegin nankor yasamin birer kolesiydi. atom bombasi yapsan
yuregini patlatsan, aslinda doldurman gereken boslugunun otesinde bir anlam ifade
edemeyecegin bir yasam sana kollarini acmakta...
neyse ayna karsisinda ki tezege geri donelim. uyumak disinda cozumu olmayan, uyandiginda ise
yok lan su an ruyadayim diyen kardese geri donelim. aynaya bakarken, kendimi gormek
katlanilmasi en zor seylerden biriydi. oysa filmlerdeki gibi olmaliydi. becermistim kacmistim.
ulan niye aynada hala ben vardim. iki yol vardi onumde, ya beni kabullenmek. yada oldurmek.
oldurme luksum, benim disindakilerinden dolayi elimden alindigi icin. elimde var olani
kabullenmek ogrenmem gereken seydi. iste asil hikaye burda basliyordu...
chapter turk turku gurbette siker
bu sozu hepiniz bilirsiniz ama cok aziniz tatmistir. benim icin yeni bir donem baslamisti, ve
hesaba hic bir seyi katmamistim. katsam da evdeki carsidakine uymuyordu zaten. cepte ki parayi
bitirmeden is bulmak lazimdi. is bulmak zor istir bilirsiniz. ama dilini bilmediginiz bir ulkede is
bulmaya calismak, zor denilen seylerin sinirlarini zorlamaktan geciyordu. abi her isi yaparim
diyebilecek kadar bir luksunuz olmaz. butun bu kosullar sizi turklerin kucagina iter.
turklerin kucaginda oturmaniz gereken ve icine almaniz gereken koca bir yarrak bekler sizi.
aglarini oren orumcekler gibi sizi beklerler, cunku o sikisin gonullu gotverenleri olarak, onlara
kaninizi emmelerine izin verirsiniz. en siktir boktan ise saatine en az 20 dolar verilen bir ulkede
saati 8 dolara kopek muamelesi yapilarak calismaya ok demek zorundasinizdir. abi neden 8 dolar
deyince, isine gelmiyorsa calisma kardes lafini isitmeniz kacinilmazdir. zaten oyle bir got kimsede
olmadigi icin herkes tamam abi der.
1. dunya ulkesinde 3. dunya ulkesinin kurallari hala gecerlidir. tezek kardesiniz okula baslamistir.
her dunya dan insan var. herkes hafta sonu hangi eglenceye gitsek, avustralyanin neresini
kesfetsek derken, haftasonu kac para kazanirim hesabi icinde bogulup durursun.
aradan 3 ay gecmesine ragmen saati 8 dolara calisabilecegim bir is bile bulabilmis degilim. para
suyunu cekmekte. alkol buyuk bir luks, ogle yemeginde en ucuz sey olan patates kizartmasi
mayonezle mideye inmekte ( 4 dolar). diger turk ogrencilerle tanismis durumdayim. cogu zengin
pici, bu gece hangi club a gitsek diye hesap yapan tipler.
okulda job club (is bulma klubu) var ama ingilizcemden dolayi, tuvalet temizlemek bile imkansiz.
para bitmek uzere, eve yuruyerek gidiyorum. intihar dusuncesi baya agir basmakta. yilbasi
zamani herkes tatilde. bir restoranin onune geliyorum. bulasikci araniyor yaziyor. iceri
giriyorum, ilan icin geldigimi soyluyorum. cv istiyorlar. heryere cv vermekten elde cv kalmamis.
sinirleniyorum biraz, ulan bulasik yikamak icin ne cv si demeye calisiyorum. restoranin sahibi
olan kadin geliyor. ne oluyor burda gibisinden bize bakiyor. ise ihtiyacim var diyorum. tamam
diyor gel ofise gecelim. deneyimin var mi diyor. neden cv in yok vs. bitti diyorum. tamam
pazartesi gel basla diyor.
pazartesi aksam 4 te is basi yapiyorum. bi tane asyali eleman var, 1 hafta sonra ayrilacak. bana
yapmam gerekenleri ogretiyor. en onemli sey hizli olmalisin diyor. olabildigince hizli. tabaklar
nereye konulacak, kasiklar nerde duracak, mutfak nasil temizlenecek anlatiyor. mutfak acayip
telasli siparisler hava da ucusuyor. ascilar tava lazim, kepce lazim diye bagiriyor. nefes almadan
bulasik yikiyoruz. yika yerine koy onlar kullansinlar sen yine yika yine yerine koy. camdan
bakiyorum icerde mutlu bir kalabalik ellerinde kadehler, guzel kiyafetler. ben onlarin
mutlulugunun bir parcasi olarak, pisliklerini temizliyorum.
artik cok hizliyim. ascilar bile sasiyor hizima. ayakta dikilmis bulasik bekliyorum. patron olan
kadin iceri giriyor. ben burda kimsenin bir sey yapmadan ayakta durmasini istemiyorum diyor.
asci duvarlari ve kapilari sil lan diyor bana . hizli ve durust olmanin bedelini yine oduyorum. oysa
agirdan alsana sik kafali. amac is yapiyor gorunmek degil mi? ozaman anliyorum, cok fazla
durust olmaya gerek yok. zaten asci gelip kusura bakma, sen isini iyi yapiyorsun ama bu orospu
boyle diyor.
gunde 4 saatte ustumden tren gecse de, haftada 350 dolar kazaniyorum. 200 u kiraya gidiyor. 150
sini bozdur bozdur harca. eve gelir gelmez dus alip zibarip, ertesi gun okula kalkiyorum. o siralar
tr ye donmekte olan bir arkadas restoranda benim yerime gec 450 yaparsin diyor. cazip bir teklif.
beni patronla tanistiriyor. anlasiyoruz. bulasikciligi birakiyorum. baska bir bulasilikciliga
basliyorum. mekan farkli sikis ayni sikis. o sirada okulun job club dan haber geliyor, bir otelde is
bulmuslar bana. sabah 5 te is basi yapacagim sabah 9 a kadar 4 saat calisacagim. zorlu bir surec
baslamakta. sabah 4 te kalk, 5 ten 9 a kadar calis. 9;30 da ders basi yap. aksam 15:45 ders bitsin,
bisiklete atla sehre git saat 16;00 da ise basla 23;00 a kadar calis. tam 4 ay dayanabildim buna
butun bunlari yaparken, yasamak bu mu lan diyor insan. yani sirf kalbim atsin diye, bunlara
neden katlaniyorum diye sormaya basliyorum kendime. maasimi hep yarim odeyen turk restoran
sahibinin bir gece pilini pirtisini toplayip, bana 4000 dolar takip kayiplara karisacagindan
haberim yok henuz. yari fiyatina calistigim yer, yarisini bile odemeden ortadan kaybolacakti.
iste o siralar da bir seyler karaladim. alin okuyun ve bu gunluk yeter uyumam lazim.
evrensel ahlak
karsimiza cikan en buyuk sey ahlaktir. ve kagida yazilmasi gerekmiyor. insan olan her bireyin
icinde tasimasi gereken ahlaktir. beyni olanlarin, yani dogru ile yanlisi ayirt edebileceklerin, yazili
hic bir kanuna gereksinim duymadan insani var edecekleri platformdur. gerekli olan tek sey
evrensel olculerde dogruyu ve yanlisi ayird edebilecek bir beyindir. kagitlar uzerine birseyler
yazmaya gerek yok. cunku yargic insanliginiz olacak, ve beyniniz de var olan sizi yargilayacak
olandir. devletlerin yazdigi kurallardan dinlerin yazdigi kurallar gibi bir cok kuralimiz var. ve hic
birine uyamadik. evrensel ahlak cok daha agirdir. devletler ve dinler kacmaya calistigimiz
noktalardi. yanlis yaptiginin kotu hissedisini bunlarla sondurmeye calisan insan, dunyayi ve
kendini yakmakta. evet zamaniniz geldi, daha fazla kacamazsiniz bundan. hic bir yazili kurala ve
cezaya ihtiyaciniz yok. insan oldugunuzda size en buyuk cezayi icinizdeki o huzursuzluk verecek.
gencler bu gun baslamadan once bir kac sey diyecegim size. yazmak o kadar kolay bir sey degil.
gotu kalkti ibnenin diyenler de var. ama inanin kolay degil. size aha bunu bunu yasadim diye
yazmaktansa, bazilarini yasarken bile fark etmedigim ayrintilari cikarmaya calisiyorum. zaten
buraya yazmaktaki amacim aslinda es gectiklerinizin degerini size gostermeye calismak. size ici
bos 10 sayfa yazi yazmaktansa, 3 satir ama anlamli birseyler yazmayi tercih ederim. dedigim gibi
hikaye uzun, kisa bir surede bitmeyecek de. su nu da eklemek isterim ki, tuketmenin mutluluk
olarak asilandigi bu yasamda, beni de okuyup bitirmek size mutluluk getirmeyecek. cunku bilinc
altinizda besledikleri sey, aslinda sizi iyi tuketen bir musteri yapmak. bu hikaye mutlu sonla
bitmeyecek. dedigim gibi sonu olum olan bir hayatta mutlu son diye bir sey yoktur. satin almanin
sizi mutlu ettigi bir yasam, aslinda koca bir kandirmaca. felsefe yapma diyen liselilere diyecegim
sey; benden cok daha zor durumda olan insanlar var bu hayatta, eger aglamaktan zevk
aliyorsaniz, bu mazosist yaniniza demeniz gereken sey, baskalarinin acilarina aglarken, aslinda
neden ikiyuzlu bir tavir icindeyim. cunku bir baskasina aglayabilmek, ikiyuzlu bir avuntudur.
ulan aslinda ne iyi konumdayim demektir. ve bu uzuntuden ziyade sevinc gozyaslaridir.
gunde 2 iste calistigim ve okula gittigim sure icerisinde, zaman benim icin en degerli seydi.
okulda ogle arasi oldugunda, evden getirdigim yemegi 5 dakika da yiyip. geriye kalan sureyi (55
dk) uyuyarak geciriyordum. bu durumu siniftaki arkadaslarim da fark etmisti. kimse ben uyurken
sinifa gelmiyordu beni uyandirmamak icin. dersleri dinlemeye calisirken, yanimdaki kizla
birbirimize yazmaya basladik ( hic agzinizin suyu akmasin sikismedik) kiz isvicreden di dunyanin
en zengin ulkelerinden birinden.
yazmaya basladik derken ufak notlar yaziyorduk. konusamayacagimiz icin, yazmak zorunda idik.
benim yasimda bir kizdi. bana neden hep yorgunsun neden hep kaygilisin diye soruyordu. icinde
bulundugum durum ogretmenlerin de dikkatini cekmeye baslamisti. okuma parcalari veriliyordu,
herkes sirasi geldikce okumaya basliyordu. bana sira gelince, ya tel calmis gibi yapip yada acil
isim varmis gibi disari cikiyordum. cunku sosyal fobi de baslamisti. topluluk icinde
konusamiyordum. aslinda xanax li iken, sinifin amina koyuyordum ama, xanaxi idareli
kullanmak lazimdi. cunku henuz doktora gidip xanax alacak kadar ingilizcemin olmadigini
dusunuyordum.
ama stok eriyordu, bu da ayri bir yusuf sebebi idi. sisman bir ogretmen kari vardi tam bir orospu,
zamaninda kendisininde topluluk onunde konusamadigini sonra onu nasil yendigini anlatiyordu.
tabi taslar bana idi. bir gun birden, simdi sira sende haydi oku dedi. hayir okumayacagim dedim.
tum gozler bana cevrildi. en son istedigim seylerden biri ilgi odagi olmakti. ayaga kaltim. disari
cikiyordum, sinifi boyle terk edemezsin dedi. kariya oyle bir baktim ki ( anani bile sikerim der
gibi) baska bir sey demedi. anladigim bir sey vardi. yasadiklarimi soylemezsem rahat
edemeyecektim sinifta. sonucta musteriydim, neyi istiyorsam onu satin almam benim
sorunumdu. gittim karinin muduru ile konustum. durumumu anlattim, beni gereksiz yere
zorladigini bunun beni cok rahatsiz ettigini soyledim.
ertesi gun kadini bizim siniftan almislardi. tr den en onemli farklarindan biriydi bu
avustralyanin. yeni gelen hocanin ismi suzane di ( bizim suzan diil karistirmayin aman diim) ilk
tenefuste hocanin yanina gittim durumumu anlattim. gonullu olmadigim surece ne bana bir sey
sorun, ne de sinifta varmisim gibi davranmayin dedim. tesekkur etti, aciklamasaydin seni zor
durumda birakabilirdim dedi. isvicleri kizla baya yakinlasmistik, gelmeyeceksin biliyorum ama
deyip beni partilere davet ediyordu.
bir resmi tatilde isvicreli kiz (kyra) beni yine bir partiye davet etti. o gun calismayacagim icin
tamam dedim. partideyim, tr de manken olabilecek hatunlar karsimda giymisler kusanmislar her
turlu cilginlik eglence olarak algilaniyor. yiyisenler ayak ustu sikisenler. alkolde olsa
sindiremeyecegim bir ortam. birbirini sikmeye calisan 6 milyar insanin bulundugu bu dunyada,
sikismeyi cilginlik sanan mal surusu var karsimda. aklimdan madem sikismek cilginlik
nufusumuz neden 6 milyar geciyor. partiler sikismek icin bir nevi havaalani, esini alan ucmaya
kalkisiyor. olay penisin vajinaya girmesi, insan sikisirken neden dunyanin en buyuk hazzini alir
sonradan cozecektim bunu.
o parti de dans edenleri izlerken notlar aliyordum. sabah okudugum da sunlar yaziyordu,
notumda.
tufandan yeni cikmi bir koylu gibi toparladim culsuz dulerimi, sarindim yamali pelerinime. ah
aman sen bilmezsin bir koylu icin hiclik nerde nasil balar. kainan kirli bedenimle samanlia
girdim. her zerre yapitikca bedenime, aslinda ne kadar az kirlenmi olduumu gordum. bir el
atsam bedenime, tirnaklarimin arasi kir dolardi. bu devrilmeyen zamanlarin birikmi kirleri.
kayalari bol bir daa doru, her eyi kavrami bir bilge gibi elim belimde, belirsiz adimlar atmaya
baladim. da marur ben dadan daha marur. beynimi tirmalayan bir koy sessizlii,
kabullenmilie dair. yumuak toprakta var olmaya calian dikenleri eze, eze ellerim belimde
ilerledim daa.
80lik bir ihtiyarin bilmilii var yuzumde. ve arkamdan zorla yetitiriyorlar aziimdaki eksikleri.
yemeye deil yikanmaya gidiyoruz. o dadaki tum keskin kayalar bedenimizi yirtarak, kanimizi
akitarak temizleyecekler bizi.
uzak duler deil bunlar olmasi gerekenler...
bir senin tirnaklarin izinlidir parcalamaya bu bedeni. issiz bir colde susuz olan bu bedeni senin
akbaba gagalarin parcalar ancak. hani nerde pencelerin neden daitmadi kemiklerimi.
su yerine kum doldur azima, kandir beni seraplarinla.
olecek olan bedenin su diye kumu avuclamasi gibi bir eysin sen. bakamaz oldum gunee. tum
damarlarimi jiletle ikiye ayir oldur beni....
terk edeni hala unutamamistim. her birinizin yasadigi gibi ilk olani en sancilisi idi. beni terk
edenin adi gunesti. kim bilir o nerelere savrulmustu. siradan birseyler yapabilsem bende bir
aileye sahip olabilecektim. ama yine yasam merhametli degildi. uzak bir diyarda, bir partide
aklimda terk edilmisligim vardi. insan bazi yaralarin cukurunu dolduramiyor. kabullenmenin
yemek zorunda oldugumuz bir yemek olmasi da kabullenilemezdi ama. ama yasam seve seve
olmazsa sike sike olur diyordu.
oysa insanlar ne guzel egleniyordu. ben ise sikismenin bile analizi derdin de idim. lan git sende
sikis iste suruye katil turunu devam ettir. herkesin zevk aldigindan zevk al. ama olmuyordu.
alkollu xanax li degilken, aci ceken ben, alkol ve xanaxla gevseyince, uzaginda kaldiklarimin icine
girmektense, nefret besliyordum. analizlerim salak bir intikamdi. siradan olani yasayamayan
birinin, biraz rahata kavusunca siradani asagilamasi, ince bir oc almakti. sizlerin normalde,
elinizde bulunanlara ben kendimi uyusturdugumda eristiklerim. icimde ki nefreti aciga
cikarmakta idi. millet deli gibi eglenirken, ben kadin neden topuklu ayakkabi giyer onu
sorguluyordum.
chapter caresizlik.
uyuyordum. sabah saat 5 gibi bir tel caldi. amcamin kizi ariyor, sesinde bir gariplik var. nasilsin
felan diyor. dedim ne oldu soyle geveleme. adnan dayin kalp krizi gecirdi. yogun bakimda. yogun
bakim kisminin yalan oldugunu zaten sizde biliyorsunuz.
adnan dayim aslinda dayim degil, dayimin oglu ama hep dayi derdim. annemin buyuttugu,
okuttugu biri sulalemizden cikan ilk adam gibi adam. cobanliktan doktorluga giden bir seruveni
var. ve hepimize ornek. telefonu kapiyorum, aglayamiyorum bile. yorgani kucagima cekip
buzusuyorum yatakta. ne soylenecek bir soz ne aglanacak bir omuz var. universite de okuduysam
onun cok emegi var. simdi bunu neresinden tutup kabullenmeli. yok yaw diyorum yasi daha 42, o
yasta insan olur mu? 6 yasinda oglu var. bana 15 yil once yolladigi yegenim, koyun guduyoruz
ama adam olmamiz lazim diyen mektuplarini hala sakliyorum. birlikte ava gittigimiz zamanlari
hatirliyorum, bana ilk tokat attigi zamani. lan simdi gidilecek zaman mi. nere gittin orospu
cocugu dayim.
ben hep dayi lan kalp krizi geciricem diye odum bokuma karisiyor derdim. lan ben doktorum sol
kolum agrisa bunun 20 den fazla nedeni olabilir raad ol diyordu. universiteye hazirlanirken,
usumemek icin nasil kicli basli yattiklarini anlatirdi. ankara tip i kazanip bize ornek olmustu.
hatta 96 da tip merkezi acmisti ankarada. simdi bana diyorlardi ki yok artik gitti. mektuplari
actim tekrar tekrar okudum. insan cok garip oluyor. bir zamanlar o kalem elinde idi ve benim
okuduklarimi yaziyordu. ondan geriye o yazilar kalmisti.
hayatimda cok onemli bir yere sahip birinin cenazesine de gidemiyordum. bu nasil bir adaletti bir
turlu cozemedim.
o an anam aklima geldi. dayimi anam buyutmustu. dayimin anama saygisi cok buyuktu, ben
birseyler yaptiysam esme anamin bana ogrettiklerinden cikardiklarimdan yaptim diyordu.
anamin acimasizliginin bile aslinda onu keskinlestiren, bir bileg oldugunu anlatiyordu. anami
aradim, ankaraya gitmeye hazirlaniyordu cenaze icin, ama konustugum kisi anam degildi. zaten
bu beni sasirtmadi. ana hepimiz olecegiz demeninde bir yarari olmayacakti. zaten 1 yil boyunca
cok degisecekti anam . ben msn de her kamera actigimda, 1 yilda 10 yil yaslanan bir anne ile
konusacaktim. bu da beni cokertecekti zaten.
aradan aylar gectikten sonra, ucyol dan eve dogru yururken, gozlerini benim cirpindigim acilde
acmis. kader iste yillar sonra annem ayni yerde idi. standart cok ince cizgidir, kirbac bu yuzden
cok acitir. sirtinda sakirdayan kirbacin acisi, seni standartta tutar. standartan cikarsan eger
kirbacin acisi bile lusk gelir. cunku gercek aci, seni standarta zorlayan degil. standartin disina
cikinca hissedecegindir.
bir anneye anlatilmaz, insanlar dogar yasar buyur olur. anne anlamaz olumu. olumun en zor
duragi anne yuregidir. iste size bu satirlari yaziyorsam, o kadinin yuregine bu sigmaz, bunu
bildigim icin yaziyorum. yoksa, hepinizin gotune koyam olmek tadacagim en huzurlu sey olacak.
dayisi olmus biri olarak, oglunun oldugunu dusunen bir anneye teselli vermek benim haddime
dusmezdi. google earth i actim baktim nereye gomerler diye. en buyuk luksum bu idi. su an
disarda yagmur basladi birakinda biraz dinleyeyim lan. yarin yine gelirim.
dayim gitmisti, bana ogutlediklerinin yakininda bile degildim. kosullar, uzulup kendimi
salacagim kadar esnek degildi. buzdan bir zeminde yurumeye calisiyordum. ve dusersem eger
elimden tutacak kimse yoktu. anamin koyune gommuslerdi, ve siyah beyaz bir resmi ile kucuk bir
ilan vermislerdi. anam kendi de degildi ama, aradigimda bana yansitmamak icin, aman oglum
hepimiz olecegiz diyordu. allah bu aciyi unutturacak acilar vermesin diyordu. ama akrabalardan
ogrendim kadariyla durumu hic iyi degildi.
chapter buyuk hata
avustralyaya gelmeden once 1 yillik pasaport almistim. zaten buraya gelmeden 4 ayi tr de
dolmustu. beni buraya yollayan egitim acentasi ile konustum. dedim askerlik sorunum var
gitmeden 5 yillik uzatayim mi orda sorun cikar mi. aaa salakmisin sen, burda 500 tl vericeksin
orda 100 dolara halledersin dediler. buna inanmak gibi bir aptallik yaptim. pasaportun suresinin
dolmasina 2 ay kalmisti. konsoloslugu aradim. 5 yillik uzatmak istedigimi soyledim. yasimi
sordular. gondermem gereken evraklari saydilar. arasinda askerlik terhis yada tecil belgesi vardi.
ve ben de her ikisi de yoktu. dedim bende bunlar yok ne yapicam? kusura bakma ozaman
pasaportunu uzatamayiz dediler. gecerli bir pasaportun olmayinca, yeni bir vizeye basvurma
hakkinda yok. ve 2 ayim kalmisti. yeni bir vizeye basvuracaktim. web dizayn okuyacaktim. ve ielts
denen sinavdan 5.5 almam gerekiyordu. sinav icin tarihi 1 ay sonraya verdiler. kopek gibi ders
calisiyordum. restoranda yogun olmayan saatler de ayakta ders calisiyordum. zaten bu atilmama
neden olacakti. hemde icerde kalan parami alamadan.
sinav 4 bolumden olusuyordu. benim icin en zoru konusma kismi idi. cunku, sakin olamayan ben
nasil konusacaktim. caktim xanaxlari, girdim sinava. o kadar xanax etkisi altinda dikkatimi
toparlamak cok zordu. bazen millete caktirmadan yuzume yumruk atiyordum. en son kisim ise
konusmaydi. saat oglen 1 siralari idi, isim sirasina gore aliyorlardi. benim isim de y harfi ile
basladigi icin, en sonlardaydim. saat aksam 5 i beklmemem lazimdi. ama o kadar dayanamazdim.
gorevlinin biri ile konustum durumu anlattim. kusura bakma beklemen lazim dedi. ama seninle
biri yer degistirirse once girersin dedi. o an okuldan tanidim asyali bir kiza denk geldim. cok
korkuyorum ilk ben girecegim dedi. erkek arkadasimda saat 5 te girecek dedi. benimle yer
degistirirmisin dedim. tamam dedi islemleri hallettik. ilk mulakata girecek kisi bendim.
odaya girdim hoca kayit cihazini hazirliyordu. dedim sinava baslamadan once soylemek
istediklerim var. cihazi kenara koydu. durumumu anlattim cok buyuk stres altinda konusacagimi
soyledim. dedi beni arkadasin olarak dusun sorulara oyle cevap ver. basladi sormaya, bir konu
veriyor du bende o konu hakkinda konusuyordum. nasil oldu bilmiyorum konu istanbula geldi,
eleman cihazi kapatti biz istanbuldan konusuyorduk, ben ayasofyayi, yere batan sarnici ni
anlatiyordum. dedim hocam ne dusunuyosun nasil gecti sinav bir sey soyleyemem ama,
kaygilanmana gerek yok dedi.
2 hafta sonra sinav sonucu aciklanmisti. 6.5 almistim. ve 2 haftam vardi yeni bir vizeye
basvurmak icin. butun evraklari tamamladim gocmenlik burosuna gittim. sira numarasi aldim. 1
saat sonra sira bana geldi. karsimda kupeli dovmeli topsakali gogsune kadar uzanan, bir eleman
vardi. evraklari aldi. bilgileri pc ye girmeye basladi. pasaportu aldi. o yaziyordu birseyler bende
kurbanlik koyun gibi bakiyordum. bir ara bana dondu. haci senin pasaportun suresinin bitmesine
2 hafta kalmis en az 6 aylik bir pasaportla bu vizeye basvurabilirsin dedi. birseyler demeye
calistim ama diyemedim. bir eliyle sakalini sivazliyordu. butun evraklar tamam ama pasaport isi
bozuyor diyordu. bana uzun uzun bakti. bisi demedi. printer dan bisiler yazdiriyordu. sonra bana
dondu, aslinda yapmaman gerekiyor ama al sana vizeyi verdim dedi. git hemen pasaportunu uzat
boyle sorumsuz olma dedi. sansli gunundesin haftaya cocugum olacak, seni sikintiya sokmak
istemiyorum dedi. ve pasaportu verdi elime. 1 yil daha rahattim.
gocmenlik burosundan sener sen sevinci ile ciktim. sokaktaki herkesi opesim vardi.
chapter; katlanilmasi gerekenler.
oysa ne hayallerle gelmistim. bende felegin cemberini kiracaktim. bende basaracaktim. ama
bulasiga geri donmek zorunda idim. turk patron kotu sikmisti, mahkemeye gitsem anasini
sikerdim ama avukatin parasini kim odeyecekti. kayit disi calistigimi ogrenirlerse bende yarra
yiyecektim o yuzden icime aldigimi sindirmem gerektigini biliyordum. baska bir is bakiyordum.
okulun is bulma klubu ne yine gittim. durumun ne denli boktan oldugunu anlattim. ve elimde
ingilizcemin idare eder seviye de oldugu bir belge vardi. okul bitmis olmasina ragmen yine de
yardim ettiler.
bir stadyumda is buldular yine bulasikci olacaktim. elime adresi verdiler, yarim saat oncesinden
kapidaydim. amina kodugumun koca stadyumunda mutfagi bulamiyordum. zaman daraliyordu,
kan ter icinde kosuyordum. sonunda biri yardim etti mutfaga girdim. hayvan gibi buyuk bir
mutfak, herkes bir yerlere kosturuyor. beni kel hafif gobekli, yuzu gulen bir eleman karsiladi. ben
nefes nefeseyken bana sorular soruyordu. hangi ulkedenim felan, ben nerde neyi yikacagim ona
bakiyordum. sen beni dinlemiyorsun dedi, hangi ulkedensin dedi. tr dedim. bir kahkaha patlatti
aha dedi seninle iyi anlasacagiz. bir an icin turk sandim elemani. sen nerden dedim. italya dedi.
adamin tavirlari cok insani idi. hayatimda hic gormedigim kadar buyuk bir bulasik makinasini
kullanmayi ogretiyordu bana. tabaklari direk makinaya koyarken, tepsileri yikamak lazimdi.
cunku yapisan etler patatesler makina da temizlenmiyordu. saat sabah 10 du. hep once tepsiler
tabaklari siktir et diyordu.
olumune kaziyordum etleri tepsiden, bir yandan sicak su puskurtup bir yandan bulasik teli ile
kaziyordum. basarisiz olmak gibi bir luksum yoktu. o an bir adam geldi uzun 2 metre var yapili
bir sey, elini uzatti benim adim john bu mutfagin patronuyum dedi. bende kendimi tanittim. elini
omzuma koydu, burda calismaya geldin kendini oldurmeye gelmedin dedi. 2 saat sonra baska bir
eleman gelecek. saat 5 te 4 eleman daha gelecek ve gece 12 ye kadar burda kalacaksin dedi. ne
demek istiyorsun gibi baktim adama. bu sekilde devam edersen gece 12 ye kadar calisamazsin
dedi. sonra bizim kel italyani cagirdi. hizli bir sekilde konusuyorlardi herseyi anlayamiyordum.
kel italyan (tony) yanima geldi. turkish dostum, ben burda 7 yildir calisiyorum bu eleman ilk kez
biri icin yavaslasin diyor dedi. kendini oldurme, normal hizda devam et dedi.
aradan 7 saat gecmisti, bacaklarimi hissetmiyordum. soludugum su buhari nedeniyle, burnum
surekli akiyordu. yikadigim yaglarin buharini soludugum icin. burnumdan sanki yag akiyordu.
diger elemanlar da gelmisti. benim gibi 3. dunya ulkesinden elemanlardi. john geldi tony e bisiler
soyledi. tony onlugunu cikar gel dedi. takip ettim elemani stadyumun localarindan birindeydik.
onumde bir tabak yemek vardi. uzun suredir oturmamistim. bacaklarimda ki her hucreyi
hissediyordum sanki. yorgunluktan ac oldugumu unutmustum. stadyuma baktim 40 bin kisi
rugby izliyordu. bagiranlar cosanlar. o manzaraya baktim bir sure. tam bir seyler yemek icin
tabaga yoneldim. 120 dolar dedi. korkarak baktim yuzune. ye sen sana bedava dedi. ama bunun
icin 120 dolar oduyor musteriler dedi. tabaga baktim. tr de asgari ucretle calisan biri anca 2 yada
3 tabak alabilirdi bir ay calisarak.
bulasikciydim ama zengin kesimin yedigini yiyordum. ulan bunun neyine 120 dolar veriyorlar
diyordum icimden. meger verdikleri o 120 dolar, yemege degil kendilerini degerli hissetmek icin,
onemsiz bir seyi gerektiginden fazla bir fiyata almanin huzuruymus.
mola bitmisti yine is basinda idim. bu sefer bulasik yikamak yerine, yikananlari yerine
tasiyordum. saat 23:00 olmustu, butun ascilar stadyumdaki butun seyirciler gitmisti. bir copculer
kalmisti bir de bizler. garsonlarda ufaktan gidiyordu. daha fazla bulasik gelmiyordu ama ben
bedenen bitmistim. tony bana bir bakti sonra kayboldu iki dakka sonra elinde enerji icecegi ile
geldi. bacaklarim titriyordu artik. ellerim bembeyazdi su icinde kalmaktan. bana dondu sen dedi
sorumlususun buranin ben diger mutfaklari kontrole gidecegim. yapacagimiz seylerinde listesini
verdi. 1 saate burda olacagim hepsi bitmis olsun dedi. 3000 kisinin bulasigi bitmis. etrafi
toparlamaya baslamistik. ben yerleri supuruyordum. tony geldi bakti mutfaga aferin dedi. bana
dondu sen gel dedi. digerleri devam ediyordu. yemek yedigimiz loca ya gittik. usulca cebini
karistirdi, bir kagit cikardi. benim gozlerim iyi gormuyor suraya adini ve telini yaz dedi. seni is
olunca arayacagim. ok dedim yazdim. biz seni arariz muhabbetini bildigimden dolayi, arayacagini
dusunmuyordum.
gece 1 di herkes birbirine tesekkur etti. eve gidiyordum. sanki o mutfakta 1 yil gecirmistim. daha
20 dakika bisiklet surmek zorunda idim. yagmur yagiyordu. ne hissettigimi hissedemeyecek
kadar yorgundum. bisikletin tekeri su birikintilerini yararken, gozlerimi yagmurda kisarak pedal
ceviriyordum. dogmadan once secim sansi verselerdi bunu istermiydim acaba?
yagmurun verdigi en buyuk ozgurluk ise aglarken kimsenin bunu anlamamasi idi. evde ne bir tas
sicak corba ne de sicak bir sarilis bekliyordu beni.
eve vardigimda yorgunluktan uyuyamiyordum. ertesi gun cok daha agrili olacakti biliyordum.
sabah uyandigimda, soludugum tum yaglar, burnumdan yastiga akmisti. ve heryerim agriyordu.
kalktim dus almaya. iste o su bedenimden dokulurken, aslinda cogunuzun yanindan bile
gecemeyecegi bir huzur icindeydim. yasam ne guzel seydi, 5 dakikaligina hissetsem bile ne
guzeldi.
aradan 2 gun gecmisti tony ariyordu. yine o neseli sesi ile hey turkish kardesim nasilsin, yarin is
var gelirmisin diyordu. gelme ne kelime tassaklarini bile yalarim demek gecti icimden. ama bir
yandan da sikise kendimi hazirliyordum. hala vucudumda agrilar vardi. bu sefer kimseler yoktu
stadyumda. ne yapacagiz tony dedim. patates kizartilan makinalarin yaglarini degistirecegiz dedi.
normal de tek basima yapiyorum ama john seni cagirmami istedi dedi. evet is tek kisilikti benim
yaptigim hic bir is yoktu sadece tony i izliyordum. ama tehlikeli bir isti. cunku yaglari suzmeden
once 200 dereceye kadar isitiyorduk. o zaman gordugum manzaradan anladigim kadariyla
mcdonalds lar da yedigimiz patatesler aslinda boktan daha berbat ti. aksama kadar hemen
hemen hic bir sey yapmamistim. ama ayni parayi alacaktim. bende sasiriyordum bu arada tony i
dinliyordum konusmayi cok severdi.
an aklima 17 yasimdayken, izmirde bir kargo sirketinde ise girisim geldi. ilk gun 1 ton yuk
tasidiktan sonra, kacmistim. avukatlari ile karakola gelen dayim. neden kactin yarin belki 100
kilo tasiyacaksin demisti. o zamanlar anlamamistim ama. bu sefer kacmamistim. tony hep sen
turksun akillisin, burasi boyle akilli olursan iyi is alirsin diyordu.
chapter; tony
italyadan askerlikten dolayi kacmisti kaderlerimiz uyusuyordu. yasam hikayesini anlatmayi
seviyordu. benim aksime paranin dibine vurmustu peki neden mutfakta calisiyordu, bu
hikayesinde gizliydi.
babasi ikinci dunya savasi sirasinda kacmisti avustralyaya, kendisi de kacmak durumunda
kalmisti. ilk 5 sene her gun agladigini soyluyordu. sonra kardesi ile bulundugum sehir de ilk
nightclub i acmisti. bana dedigi sey, nightclub in kapisini actigim da zengindim. altimda ferrari
vardi diyordu ama bana pek inandirici gelmiyordu. sonradan resimlerde gorunce gercek
oldugunu anladim. night club da cok para yapmaya baslayinca basi mafya ile derde girmisti. nede
olsa eleman italyan kokenli, baya direnmisti, ta ki bomba koyup 6 kisi oldurulene kadar.
avustralya dan kacmak zorunda kalmisti, 2 yil cevre ulkelerde yasamisti.
sonra gelip restoran acip devam etmisti hayatina. ardindan 15 tane coffee shop acip paranin yine
amina koymustu. tabi bu sure icinde 3 tane kalp krizi gecirmisti. her sabah ilac iciyordu kanini
sulandirmasi icin. zamanla baba ile ogul gibi olmustuk. benim paraya ihtiyacim yok, benim
shiftlerim senin diyordu. ailesi ile tanismistim. adim turkish bastard olmustu. butun mutfaklarin
sorumlulugunu bana birakiyordu. hayatta kimseden ogrenmedigim piclikleri ondan
ogreniyordum, zaten bunlara deginecegiz merak etmeyin.
yilbasi geliyordu, tornuna ufak bir motosiklet almisti. torunu dinazorlari cok seviyordu. bana bir
kac cikartma yap motosikletin uzerine yapistiralim diyordu. yahu 8 yasinda ki elemana bole bisi
almissin cikartmaya neden takildin diyordum sen anlamazsin diyordu. motosiklet dediysem
cocuklar icin lan, uzaktan kumandasi bile var hizli giderse hizi kesiyorsunuz. tony i baya salladim.
neyse sonunda yaptim. aldi eline bakti, son of a bitch cok beklettin beni dedi. elinde cikartmalar
hesap yapiyordu. bu olaylar dan 1 hafta once, ulan tony olmazsa ne sikimi yerim bu dunya da
diyerek dusunuyordum. araba almaya karar vermistim. surebilecegimden degil, birine rica
ederim beni bir yere goturur diye. tony e araba alicam beni sikmesinler yardimci ol dedim. ne
kadar para vericen dedi 1000 dolar dedim guldu. ok dedi ben bi arastirayim. bir araba
bulmustum. ozelliklerini soyledim. sen dedi araba konusunu unut. ben sana zamani gelince
soyleyecegim dedi. cuma gunuydu beraber calisiyorduk. dedi arabayi buldum. dedim ne kadar
6000 dedi. bu sefer ben guldum. saticiya ne vericem tony dedim. ben alicam dedi yilbasi hediyesi
olsun sana. birseyler yanlis gidiyordu. gule oynaya ayrildik. omzuma iki kere dokundu
ayrilmadan.
cumartesi sabahi uyandim. 19 december 2009 du. tel de 3 tane cevapsiz cagri vardi. is yerinden
bir kiz aramisti. saat 14 te ise baslayacaktim. kizi aradim. tony dedi. eee dedim. kalp krizi
gecirmis dedi. hic aklima gelmedi bunu da yener diye dusundum. ne oldu dedim. kiz agliyordu.
lan daha dun sakalasiyorduk. lan daha bana dun soz vermisti araba alacakti. tornuna cikarmalar
Add New Comment