This is not the document you are looking for? Use the search form below to find more!

Report home > Novel

vampir lestat - anne rice

4.00 (2 votes)
Document Description
türkçe vampir lestat, turkish vampir lestat anne rice
File Details
Submitter
  • Name: mahmut
Embed Code:

Add New Comment




Related Documents

A COMPARATIVE STUDY OF TWO FORMS OF GLUTAMINE SYNTHETASE FROM RICE LEAVES

by: shinta, 18 pages

Two forms of glutamine synthetases designated as GSI and GSII were separated by DEAE-Sephacel chromatography from rice leaves at different growth stages. The activity of GSI could ...

Effects of Drying and Frying Process on Characteristics of Popped Rice

by: shinta, 5 pages

The objective of this study was to investigate the effect of drying time and frying time on the characteristics of popped rice to be used as ingredient base for snack bar. The broken ...

EFFECT OF COOLING METHODS AND MILLING PROCEDURES ON THE APPRAISAL OF RICE MILLING QUALITY

by: shinta, 8 pages

The objective of this research was to appraise the quality of medium-grain rice as affected by cooling and two different Federal Grain Inspection Service (FGIS) milling procedures. Milled rice ...

EXOTHERMIC TRANSITIONS ON COOLING OF GELATINIZED NATIVE RICE STARCH STUDIED BY DIFFERENTIAL SCANNING CALORIMETRY

by: shinta, 11 pages

Differential Scanning Calorimetric (DSC) experiments were designed to investigate the exothermic events on programed cooling of gelatinized native rice starch- water system. These ...

Effects of Transgenic Bt Rice on the Food Consumption, Growth and Survival of Cnaphalocrocis medinalis (Guenee) Larvae

by: shinta, 5 pages

he transgenic rice KMD1, expressing a synthetic Cry1Ab gene from Bacillus thuringiensis, showed effective resistance to the older (third- to fifth-instar) larvae of the rice leaf-folder (RLF), ...

Some Functional, Chemical, and Sensory Characteristics of Cactus Pear Rice-Based Extrudates

by: shinta, 12 pages

Both orange-yellow and red cactus pear pulps were concentrated (to 40ºBrix), and then added to rice grits to produce a delectable product of rice-based extrudates. Both concentrated pulps ...

Effect of drying and frying time on textural and sensory characteristics of popped rice

by: shinta, 5 pages

The objective of this study was to investigate the effect of drying time and frying time on the textural and sensory characteristics of popped rice to be used as an ingredient base for ...

Anne Lamott Info on New Book Release, 2010

by: annelamott, -1 pages

Information on Anne Lamott's new book, Imperfect Birds.

Effect of packaging systems on shelf-life stability of Thai-style fried rice crackers

by: shinta, 9 pages

The purpose of this research was to study the effect of packaging conditions on shelf-life stability of Thai-style fried rice crackers, known as “nang led”, or, “kawtan” ...

The effect of rice kernel microstructure on cooking behaviour : A combined miu-CT and MRI study

by: shinta, 9 pages

In order to establish the underlying structure-dependent principles of instant cooking rice, a detailed investigation was carried out on rice kernels that were processed in eight different ...

Content Preview













ANNE RICE
VAMPİRİN ŞARKISI

the vampire lestat
adlı ingilizce baskısından
dilimize çeviren: deniz taneri

redaksiyon: ergül karakaya

kapak tasarımı: fatma bozkurt

kapak filmi: oluşur grafik - iklime öztürk
kapak baskı: seçil ofset
dizgi: nilgün baysal
montaj: iteka
iç baskı ve cilt: eko matbaacılık tesisleri

bu kitabın fürkiye' deki yayın hakları
ab kitapçılık tarafından" satın alınmıştır.
ab kitapçılık ve dağıtımcılık Itd. şti
cağaloğlu yokuşu evren han no 33 kat 234440 cağaloğlu
istanbul
tel 512 97 42 - 526 84 40 fax 512 91 33
WEB: www.kelebekyayinlari.com - E. POSTA:
post@kelebekyayinlari.com





































Yirminci Yüzyılda 1984'te
Kent Merkezinde Bir Cumartesi Gecesi
Ben vampir Lestat'ım. Ölümsüzüm. Yani hemen hemen
ölümsüz
sayılınm. Güneşin ışığı, şiddetli bir ateşin sıcaklığı, bunlar beni
yok
edebilirler. Ama bunu başaramayabilirler de.
Bir seksen boyundayım. Genç bir ölümlü olduğum 1780
yılında
bu oldukça etkileyici bir boydu. Şimdi de kötü sayılmaz.
Neredeyse
omuzlarıma dökülen, sık ve dalgalı sarı saçlanm var. Saçlanm
flore-
san ışığında beyaz gibi görünüyorlar. Gözlerim gri ama
çevrelerinin
rengini yansıtıp mavi ya da mor görünebiliyorlar. Oldukça kısa,
dar
bir burnum ve güzel biçimli ama yüzüme biraz büyük gelen bir
ağ-
zım var. Ağzım çok hain ya da aşırı cömert görünebilir.
Görünüşü
çok duyguludur, ama duygularım her zaman yüz ifademden
anlaşılır
zaten. Yüzüm her zaman canlı ve hareketlidir.
Vampir doğam kendini aşırı beyaz ve parlak derimden açığa
vu-
ruyor. Her tür kameranın karşısında pudra sürmem gerekiyor.
Eğer
kana
susamışsam
korkunç
kötü
görünürüm.
Yanaklarım çö-
ker, damarlarım kemiklerimin üzerinde halatlar gibi ortaya
çıkarlar.
Ama şimdi bunun olmasına izin vermiyorum. İnsan
olmadığımın tek
belirtisi el tırnaklarım. Tüm vampirlerde böyledir. Tırnaklanınız
cam
gibi
görünür.
Ve
kimi
insanlar
başka
hiçbir
şeyi
farketmediklerinde
bile bunu farkederler.
Tam şimdi, Amerika'nın deyişiyle bir Rock Süperstar'ıyım. İlk
al-
bümüm 4 milyon sattı. Müzik grubumu bir kıyıdan ötekine
taşıyacak
ülke çapında bir konser turnesinin ilk durağı olarak San
Fransisco'ya
gidiyorum. Rock müzik kablolu televizyon kanalı MTV iki
haftadır
gece gündüz benim video küplerimi yayınlıyor. Bunlar
İngiltere'de
'Pop Top'ta ve Kıta'da da gösteriliyorlar. Belki Asya'nın kimi
bölgelerine ve Japonya'ya da ulaşmışlardır. Bütün serinin video
kasetleri dünya çapında satıyor.
Aynı zamanda geçen hafta yayınlanan yaşamöykümün de
yazarıyım.
Yaşamöykümde kullandığım dil olan İngilizceye gelince,
bunu
yaklaşık iki yüzyıl önce Mississippi'den New Orleans'a gelen
tekne-

lerdeki adamlardan öğrenmiştim. Bundan sonra İngiliz
yazarlarını
okuyarak
daha
fazlasını
öğrendim.
Yıllar
geçerken
Shakespeare'den
Mark Twain'e, H. Rider Haggard'a kadar bütün yazarların
kitaplarını
okudum. Son öğrendiklerim de yinninci yüzyılın başlarında
Kara
Maske dergisinin dedektif öykülerinden geldi. Sözcüğün tam
anla-
mıyla yeraltına girmeden önce son okuduğum öyküler Kara
Mas-
ke'deki Sam Spade maceralarıydı.
Bu 1929'da New Orleans'da oldu.
Yazı yazdığım zaman on sekizinci yüzyılda benim için doğal
ge-
len bir yazı tarzına, o zamanlar okuduğum yazarların kullandığı
bi-
çimde anlatımlara doğru kayarım. Ama konuştuğumda
aksanımın bi-
raz Fransızca'ya kaymasına karşın bir gemici ve dedektif Sam
Spa-
de'in bir karışımı gibi anlaşılıyorum. Bu yüzden umarım zaman
za-
man satırların arasına bir on sekizinci yüzyıl havası üflersem
göstere-
ceğim tutarsızlıklara katlanırsınız.
Yirminci yüzyıla geçen yıl geldim.
Beni dışarı çıkaran iki şey vardı.
İlki uyumak üzere yeraluna girdiğim sıralarda gürültüleriyle
hava-
yı dolduran yüksek seslerden edindiğim bilgilerdi.
Tabii burada söylemek istediğim sesler radyoların, pikapların
ve
daha sonra da televizyonların sesleri. Yattığım yerin
yakınındaki es-
ki Garden District'in yollarından geçen arabalardaki radyoları
duyu-
yordum. Benim evimi çevreleyen evlerdeki pikapları ve TV'leri
du-
yuyordum.
Bir vampir yeraltına gittiğinde, yani kan içmeyi bırakıp
yalnızca
toprak
altında
yattığında
çok
geçmeden
kendini
uyandıramayacak
kadar zayıf düşer ve ardından düşler gönneye başlar.
Bu durumdayken sesleri bulanık bir şekilde duyuyordum ve
bun-
lan kendi yarattığım imgelerle donatıyordum. Tıpkı bir
ölümlünün
uykusunda yaptığı gibi. Ama son elli beş yılda neler
duyduğumu
anımsamaya, eğlence programlarını izlemeye, haberleri
dinlemeye,
popüler şarkıların sözlerine ve ritimlerine kulak vermeye
başladım.
Ve yavaş yavaş dünyanın geçirdiği değişikliklerin ne denli
büyük
olduğunu anlamaya başladım. Savaşlar ve buluşlar üzerine
bilgi ve-

VAMPİRİN ŞARKISI | 7
ren özel programları dinlemeye, konuşma dilinde kendini
gösteren
yeni biçimleri izlemeye başladım.
Sonra içimde bir şeyler yeniden uyandı. Artık düş
görmediğimi anladım. Duyduklarımı düşünüyordum. Tümüyle
uyanıktım. Toprakta yatıyordum ve kana susamıştım. Bilincim

uyanmıştı. Eskiden açılan bütün yaraların artık iyileşmiş
olabileceğine inanmaya başladım.
Belki gücüm geri gelmişti. Belki de gücüm artmıştı bile. Çünkü
eğer
hiç yaralanmamış olsaydım böyle olacaktı. Böyle olup
olmadığını an-
lamak istiyordum.
Durmaksızın insan kanı içmeyi düşünmeye başladım.
Benim geri gelmemin ikinci nedeni, kendilerine Şeytan'ın
Gece
Gezisi adını veren genç bir rock şarkıcıları grubuydu.
Altıncı Caddede bir eve taşındılar. Burası benim evimin
altında
uyukladığım Lafayette Mezarlığı yakınındaki Prytania'nın
hemen ya-
nındaydı. Ve 1984 yılında kendi rock müziklerinin provalarını
yap-
maya başladılar.
Elektrikli gitarlarının sızlanışını, kendilerinden geçip şarkı
söyle-
melerini duyabiliyordum. Duyduğum radyo ve stereo şarkılar
kadar
iyiydi söyledikleri, üstelik pek çoğundan daha melodikti.
Kulakları
tırmalayan davullara karşın bunda romantik bir yan vardı.
Elektrikli
piyano harpiskord gibi duyuluyordu.
Müzikçilerin düşüncelerinden onların neye benzediklerini
bana
gösteren imgeler yakaladım. Birbirlerine ya da aynaya
baktıklarında
gördükleri şeyleri bana gösteren imgelerdi bunlar. İnce, güçlü
ve son
derece sevimli genç ölümlülerdi bunlar. Aldatıcı bir
erkeksilikleri,
giysilerinde ve davranışlarında biraz da yabanıllık vardı. İkisi
erkek
biri dişiydi.
Çaldıkları zaman çevremdeki başka yüksek seslerin çoğunu
bo-
ğuyorlardı. Ama bundan hiç şikâyetim yoktu.
Yerimden kalkmak ve Şeytan'ın Gece Gezisi adındaki rock
gru-
buna katılmayı düşünmeye başlamıştım. Şarkı söylemek ve
dans et-
mek istiyordum.
Ama başlangıçta bu isteğimin altında çok fazla düşünce
yattığını
söyleyemem. Bu daha çok bir güdü gibiydi. Beni yerin altından
kal-
dıracak kadar güçlü bir güdü.
Rock müzik dünyasından büyülenmiştim. Şarkıcıların iyi ve
kötü
konusunda çığlıklar atabilmeleri, kendilerinin melekler ya da
şeytan-
lar olduklarını bildirmeleri ve ölümlülerin ayağa kalkıp onları
alkış-
laması beni çok etkiliyordu. Zaman zaman insan kılığına gimıiş
deli-
liğin kendisi gibi görünüyorlardı. Yine de sahnede yaptıkları
şeyler

8 ANNE RICE
teknolojik olarak da göz kamaştırıcıydı. Aynı zamanda hem
barbar-
caydı hem de insan beyniyle yapılıyordu. Geçmiş çağlarda
böyle bir
şey hiçbir zaman görülmemişti.

Kuşkusuz bağırtılan yalnızca bir roldü. Kendi rollerini ne denli
iyi
oynarlarsa oynasınlar içlerinden hiçbiri şeytanlara ya da
meleklere
inanmıyordu. Eski İtalyan komedisinin oyuncuları gibi şaşırtıcı,
bu-
luşçu ve kurnazlardı.
Yine de kabalık ve küstahlık konusunda gidebildikleri
aşırılıklar,
ve en zenginlerden en yoksullara dek bütün dünyayı
kucaklama yol-
ları bütünüyle yeniydi.
Aynı zamanda rock müzikte vampirik bir yan vardı. Bence
bunun
doğaüstü olaylara ya da güçlere inanmayanların dahi kulağına
yansıması olağandır. Yani, elektriğin tek bir notayı sonsuza
dek uza-
tabilmesini, sonunda kendinizi sesin içinde eridiğinizi
hissettiğiniz
noktaya dek anrıoni üstüne armoni bindirilebilmesini söylemek
isti-
yorum. Bu müzik dehşet konusunda öylesine ustaydı ki dünya
daha
önce böyle bir dehşetin hiçbir biçimini görmemişti.
Evet,
buna
yakınlaşmak
istiyordum.
Bunu
yapmak
istiyordum.
Belki de Şeytan'ın Gece Gezisi grubunu ünlü yapmak
istiyordum.
Yukan çıkmaya hazırdım.
Uyanmam aşağı yukarı bir hafta aldı. Yerin alünda yaşayan
küçük
hayvanlardan yakalayabildiklerimin kanıyla karnımı doyurdum.
Son-
ra fareleri yakalamak için yüzeyi tırmalamaya başladım. Sonra
kedi-
leri ve sonunda kaçınılmaz olarak bir insan kurbanı yakalamak
çok
zor değildi. Ama özellikle istediğim türden birisi için uzun süre
bek-
lemem gerekti. Benim yakalamak istediğim insan başka
ölümlüleri
öldürmüş ve buna pişman olmamış biriydi.
Sonunda biri geldi. Dünyanın öteki ucunda uzak bir yerlerde
bir
başkasını öldürmüş, saçı başı karmakarışık bir adam hemen
parmak-
lığın dibinden yürüyordu. Gerçek bir katildi. Ve, oh, insanla
dövüş-
menin ve insan kanının o ilk tadı!
Yakındaki evlerden giysiler çalmak, Lafayette mezarlığında
sakla-
dığım altınlar ve mücevherlerden bazılarını almak hiç sorun
olmadı.
Kuşkusuz zaman zaman korkuyordum. Kimyasalların ve
petrolün
kokusu beni hasta etti. Soğutucuların homurtuları ve
tepemdeki jet
uçaklarının uğultuları kulaklarımı incitti.
Ama ayakta geçirdiğim üçüncü geceden sonra, büyük, siyah
bir
Harley-Davidson'un
üzerinde
New
Orleans
çevresinde
dolaşırken ay-
nı gürültüleri kendim bol bol çıkarır olmuştum. Karnımı
doyurmak
için daha fazla katil arıyordum. Kurbanlarımdan aldığım
muhteşem

VAMPİRİN ŞARKISI 9

siyah deri giysiler giyiyordum. Fırtına gibi dolaşırken cebimde
hep
kulağıma Bach'ın Fugue'ünü dolduran küçük bir Sony
Walkman ste-
reo vardı.
Yeniden vampir Lestat olmuştum. Eyleme geri dönmüştüm.
New
Orleans bir kez daha av alanım olmuştu.
Gücüme gelince, eh, bir zamanlar olduğunun üç katına
çıkmıştı.
Sokaktan dört katlı bir binanın tepesine atlayabilirdim.
Pencerelerde-
ki demir parmaklıkları sökebilirdim. Bakır bir parayı ikiye
bükebilir-
dim. İstediğim zaman çevredeki binalardaki insanların seslerini
du-
yabilir ve düşüncelerini okuyabilirdim.
İlk haftanın sonunda bana yasal bir nüfus kâğıdı, Sosyal
Güven-
lik kartı ve ehliyet edinmemde yardımcı olması için kentin
merkezin-
deki cam ve çelik gökdelenlerden birinden güzel bir dişi avukat
tut-
tum. Eski hazinemin büyük bir bölümü ölümsüz Londra
Bankası ve
Rotschild Bankasının şifreli hesaplarından New Orleans'a yola
çık-
mışlardı.
Ama daha önemlisi gerçeklerin içinde yüzüyordum. Yüksek
ses-
lerin yirminci yüzyıl konusunda bana söyledikleri her şeyin
doğru ol-
duğunu biliyordum.
1984'te New Orleans sokaklarında motor gürültüleri
çıkararak do-
laşırken gördüklerim şunlardı:
İçinde uykuya daldığım karanlık ve ürkütücü endüstri
dünyası so-
nunda kendini yakıp bitirmişti. Amerikan kafası artık eski
burjuva gu-
ruruna aldırmıyordu ve uyuşumculuğu bir yana atmıştı.
İnsanlar yeniden maceracı ve erotik olmuşlardı. 1700'lerin
sonla-
rındaki büyük orta sınıf devrimlerinden önceki eski günlerine
benzi-
yorlardı. Giderek o günlerde olduğu gibi görünüyorlardı.
Erkekler artık Sam Spade'in gömlek, kravat, gri takım ve gri
şap-
kalı üniformasını giymiyorlardı. Bir kez daha üzerlerinde kadife
ve
ipekli giysiler vardı ve isterlerse parlak renklerde giyiniyorlardı.
Artık
saçlannı Romalı askerler gibi kesmeleri gerekmiyordu. Hangi
boyda
isterlerse o boya kadar uzatıyorlardı.
Ve kadınlar. Kadınlar muhteşemdi. İlkbaharın sıcağında
Mısırlı fi-
ravunlar zamanındaki gibi çıplaktılar. Kısacık etekli giysileri
vardı ya
da isterlerse kıvrımlı bedenlerini sımsıkı saran erkek
pantolonlan ve
gömlekleri giyiyorlardı. Markete giderken bile kendilerini
boyuyor ve
altın ve gümüşlerle süslüyorlardı. Bazen de yüzlerini yıkamış
ve hiç-
bir süs takınaksızın dolaşabiliyorlardı. Saçlarını Marie
Antoinette gibi
kıvırıyor,
tümüyle
kesiyor
ya
da
rüzgârda
uçmaya
bırakıyorlardı.

Belki de tarihte ilk kez erkekler kadar güçlü ve ilginçtiler.

101 ANNF. RICH
Ve bunlar Amerika'nın sıradan insanlarıydı. Her zaman belli
bir
üstünlük ve yaşam enerjisine ulaşmayı başaran zenginler
değildi yal-
nızca bu insanlar.
Eski Aristokratik duyusallık artık herkese yayılmıştı. Orta sınıf
devriminin verdiği sözlere bağlı kalınmıştı. Bütün insanların
sevme-
ye, lükse ve güzel şeylere hakları vardı.
Mağazalar oryantal güzellikleri satan yerler olmuşlardı.
Mallar yu-
muşak renkli halılar üzerinde, etkili müziklerle, amber rengi
ışıkların
altında sergileniyordu. Bütün gece açık olan dükkânlarda mor
ve ye-
şil şampuan şişeleri pırıltılı cam raflarda değerli taşlar gibi
parlıyor-
lardı. Kız garsonlar işlerine parlak, deri koltuklu otomobillerde
gidi-
yorlardı. Liman işçileri akşam evlerine gittiklerinde arka
bahçelerin-
deki ısıtılmış havuzlarda yüzüyorlardı. Temizlikçiler ve
tesisatçılar
günün sonunda üstlerini değiştirdiklerinde ustaca dikilmiş hazır
giy-
siler giyiyorlardı.
Aslında en eski zamanlardan beri dünyanın büyük
kentlerinde
her zaman var olan yoksulluk ve pislik neredeyse tümüyle
yıkanıp
uzaklaştırılmıştı.
Sokak aralarında açlıktan ölen göçmenler görmüyordunuz.
İnsan-
ların bir odada sekiz on kişi uyudukları kenar mahalleler yoktu.
Kim-
se bulaşık suyunu kaldırımlara dökmüyordu. Dilenciler,
sakatlar, ök-
süzler, umutsuz hastalıklara yakalananlar öylesine azalmıştı ki
temiz
ve bakımlı sokaklarda hiçbir yerleri yoktu.
Hatta park sıralarında ve otobüs duraklarında uyuyan
sarhoşlar ve
delilere bile düzenli olarak yemeleri için et veriliyordu,
dinleyecek-
leri radyoları ve yıkanmış elbiseleri vardı.
Ama bu işin yalnızca yüzeyiydi. Bu hayranlık verici dalganın
al-
tında akıp giden daha derin değişiklikler beni bile şaşırtıyordu.
Örneğin zaman büyülü bir değişikliğe uğramıştı.
Artık eski olan rutin bir yolda yenisiyle değiştirilmiyordu.
Tersine
çevremde konuşulan İngilizce 1800'lerdeki ile aynıydı.
Neredeyse es-
ki argo sözler bile hâlâ geçerliydi. Bir yandan da 'onlar senin
beyni-
ni yıkamışlar' ya da 'duygularının Freudian yanları' gibi yeni ve
çar-
pıcı anlatımlar herkesin dudaklanndaydı.
Sanat ve eğlence dünyasına gelince, burada önceki tüm
yüzyıllar
'yeniden kullanım'a sokulmuştu. Müzikçiler caz ve rock müziğin
ya-
nısıra Mozart çalıyorlardı. İnsanlar bir gece Shakespeare'i
ertesi gece
bir Fransız filmini seyretmeye gidiyorlardı.

Floresan ışıklı dev yapılarda ortaçağ madrigallerinin
kasetlerini
alabilir ve arabanızda otoyolda saatte 140 km ile giderken
araba ste-

VAMPİRİN SARKIŞI 11
ıeonuzda dinleyebilirdiniz. Kitapçılarda Rönesans şiiri Dickens
ve Er-
nest Hemingway'in kitaplarının yanıbaşında satılıyordu. Seks
el ki-
tapları ve Mısırlılar'ın Ölüler Kitabı aynı masada duruyordu.
Zaman zaman çevremde her yerdeki zenginlik ve temizlik bir
ya-
nılsamaya dönüşüyordu. Aklımı kaybettiğimi düşünüyordum.
Dükkân vitrinlerinde aptallaşmış biçimde bilgisayarları ve
telefon-
ları seyrediyordum. Doğanın en egzotik deniz kabukları gibi
yalnız-
ca biçim ve renkten oluşmuş gibi görünüyorlardı. Dev gümüş
limu-
zinler Frendi Quarter'ın dar sokaklarında zıpkın işlemeyen
deniz ca-
navarları gibi süzülüyorlardı. Kanal Caddesi üzerindeki eski
tuğla bi-
naların üzerinde yükselen parlak büro binalarının kuleleri gece
gökyüzüne Mısır obeliskleri gibi dalıyorlardı. Sayısız televizyon
prog-
ramı her serinletilmiş otel odasına bitmeyen bir imgeler seli
akıtıyor-
du.
Ama bu bir yanılsamalar dizisi değildi. Bu yüzyıl dünyayı her
evresiyle birlikte hiç reddetmeksizin miras almıştı.
Ve bu beklenmedik mucizenin önemli bir yanı da bu
insanların
özgürlüklerinin ve zenginliklerinin ortasında ilginç bir bilgisizlik
için-
de olmalarıydı. Hıristiyan Tanrı 1700'lerde olduğu kadar
ölüydü. Ve
eskisinin yerini alacak hiçbir yeni mitolojik din doğmamıştı.
Tersine, bu çağın en yalın insanlarını güden laik ahlak
yasalan
bildiğim tüm dinsel ahlak yasalarından daha güçlüydü.
Ölçütleri en-
telektüller koyuyordu. Ama tüm Amerika'da en sıradan insanlar
'ba-
nş', 'yoksullar' ve 'gezegen' konusunda sanki gizemli bir din
tarafın-
dan güdülüyormuşçasına duyarlıydılar.
Açlığı bu yüzyılda dünyanın yüzünden silmeye kararlıydılar.
Ne
pahasına olursa olsun hastalığı ortadan kaldıracaklardı. Ölüm
cezası-
na, doğmamış bebeklerin öldürülmelerine karşı ateşli
tartışmalar ya-
pıyorlardı. Ve 'çevre kirliliği' ve 'soykınm savaşı' tehlikelerine
karşı
geçmiş
çağların
insanlarının
cadılarla
ve
dinsizlerle
savaştıkları gibi
ateşli biçimde savaşıyorlardı.
Cinselliğe gelince, artık bir önyargı ve korku konusu
olmaktan
çıkmıştı. En son dinsel kalıntılar üzerinden soyulmuştu.
İnsanların
çevrede yarı çıplak dolaşmalarının ve sokaklarda birbirlerine
sarılıp
öpüşmelerinin nedeni buydu. Şimdi artık geleneklerden,
sorumluluk-
tan ve bedenin güzelliğinden söz ediyorlardı. Üreme ve cinsel
hasta-

lıkları denetim altına almışlardı.
Ah, yirminci yüzyıl. Ah, büyük çarkın dönüşü.
En inanılmaz düşlerin bile ötesine geçmişti bu gelecek.
Karamsar
peygamberleri
geçmiş
çağların
aptalları
durumuna
düşülmüştü.
»

12 | ANNE RICF.
Günahsız laik ahlak konusunda, bu iyimserlik konusunda çok
dü-
şündüm. Bu göz kamaştırıcı biçimde ışıklandırılmış dünyada
insan
yaşamının değeri hiçbir zaman olmadığı denli büyüktü.
Dev bir otel odasının amber renkli elektrik aydınlığında
önümde-
ki ekranda inanılmaz ustalıkta yapılmış bir savaş filmi izledim.
Adı
Felaket Şimdi'ydi. Öylesine bir ses ve renk senfonisiydi ki. Batı
dün-
yasının kötülüğe karşı çağlardır süren savaşının şarkısını
söylüyordu.
Kamboçya'nın yabanıl yeşilliğinde deli kumandan 'Dehşeti ve
ahlak-
sal terörü kendine dost edinmelisin' diyordu. Buna Batılı
adamın ya-
nıtı her zamanki gibiydi: Hayır.
Hayır. Dehşet ve ahlaksal terör hiçbir zaman temize
çıkanlamaz.
Hiçbir gerçek değeri yoktur. Arı kötülüğün gerçek hiçbir yeri
yoktur.
Ama bunun anlamı benim de bir yerimin olmadığı değil mi?
Belki de kötülüğü reddeden sanat dışında. Vampir çizgi
romanla-
rı, korku romanları, eski gotik öyküler gibi. Ya da her bir
ölümlünün
kendi içinde kötülüğe karşı verdiği savaşı dramatize eden rock
yıl-
dızlarının gürleyen haykırışlarının dışmda.
Bir Eski Dünya canavannın bu güçlü tabloda ne denli yersiz
kal-
dığını görmesi onu toprağın içine geri göndermeye yeterdi.
Toprağın
altına girip ağlaması için bu yeterdi. Ya da biraz düşünürseniz
bir
rock şarkıcısı olması için de bu yeterliydi.
Ama başka Eski Dünya canavarlan neredelerdi? Merak
ediyor-
dum. Her bir ölümün dev elektronik bilgisayarlara kaydedildiği
ve
bedenlerin dondurulmuş kapsüllere taşındığı bir dünyada
başka
vampirler nasıl varoluyorlardı? Belki de bir yığın felsefe
konuşması-
na ve bir yığın söz vermelerine karşın, sonunda her zaman
yaptıkla-
rı gibi can sıkıcı böcekler gibi gölgelere saklanmışlardı.
Pekâlâ, Şeytan'ın Gece Gezisi adındaki küçük grupla birlikte
se-
simi yükselttiğim zaman onların hepsini çok geçmeden ışığa
çıkara-
caktım.
Eğitimimi
sürdürdüm.
Otobüs
duraklarında,
benzin
istasyonların-
da, içki içilen şık lokantalarda ölümlülerle konuştum. Kitaplar
oku-
dum. Moda mağazalarının parlak deri giysilerine burundum.
Beyaz

dik yakalı gömlekler ve tiril tiril haki safari ceketleri giydim, ya
da
yumuşacık gri kadife hırkalar giyip boynuma kaşmir atkılar
bağla-
dım. Yüzümü pudraladım ki bütün gece açık süpermarketlerin,
ham-
burgercilerin, gece kulübü denilen karnaval yerlerinin kimyasal
ışık-
larının altından geçebileyim.
Öğreniyordum. Gördüklerime âşık olmuştum.
Ve tek sorunum karnımı doyuracak katillerin çok az
bulunmasıy-

VAMPİRİN ŞARKISI | 13
di. Saflığın ve bolluğun, kibarlığın ve mutluluğun ve dolu
midelerin
bu parlak dünyasında geçmişin alışıldık boğaz kesen hırsızları
ve on-
ların tehlikeli liman kahveleri neredeyse yok olmuştu.
Öyleyse geçimimi kazanmam için çalışmam gerekiyordu.
Ama
ben her zaman bir avcı olmuştum. Üzerinde tek bir ampul
parlayan
yeşil masanın çevresinde kollan dövmeli eski suçluların
toplandığı
dumanlı bilardo salonları ve büyük beton otellerin parlak saten
kap-
lı gece kulüpleri en sevdiğim yerlerdi. Ve avlarım konusunda
sürek-
li olarak daha çok şey öğreniyordum. Uyuşturucu satıcıları,
kadın ki-
ralayanlar, motosiklet çeteleriyle dolaşan katiller.
Suçsuz kanı içmeme konusunda her zamankinden daha
kararlıy-
dım.
Sonunda eski komşulanmı, Şeytan'ın Gece Gezisi adındaki
rock
grubunu ziyaret etme zamanı gelmişti.
Sıcak ve yapışkan bir cuma gecesi altı buçukta bodrumdaki
mü-
zik stüdyosunun kapısını çaldım. Genç ve güzel ölümlülerin
hepsi
gökkuşağı renklerindeki ipek gömlekleri ve dapdaracık
pantolonları
içinde çevreye serilmiş esrarlı sigaralarını içiyor ve Güney'de
bir şey
yapamamış oldukları için berbat şanslarından yakınıyorlardı.
Uzun, temiz ve dağınık saçları ve kedi gibi hareketleriyle
İncil'in
meleklerine benziyorlardı. Takılan Mısırlı'ydı. Prova yaparken
bile
yüzlerini ve gözlerini boyamışlardı.
Yalnızca onlara bakmak bile heyecan ve sevgiyle dolmama
yet-
mişti. Alex, Larry ve körpe, küçük Tough Cookie.
Dünyanın ayağımın altında kımıldamadan duruyor gibi
göründü-
ğü garip bir anda onlara kim olduğumu anlattım. Vampir
sözcüğün-
de onlar için yeni hiçbir şey yoktu. Onların parladığı galakside
bin-
lerce başka şarkıcı, oyuncu kanatları takmış ve siyah pelerinler
giy-
mişti.
Yine de ölümlülere yasaklanmış gerçeği onlara anlatmak
bana
çok garip geldi. İki yüzyıl boyunca hiçbir zaman bunu bizden
birisi

Download
vampir lestat - anne rice

 

 

Your download will begin in a moment.
If it doesn't, click here to try again.

Share vampir lestat - anne rice to:

Insert your wordpress URL:

example:

http://myblog.wordpress.com/
or
http://myblog.com/

Share vampir lestat - anne rice as:

From:

To:

Share vampir lestat - anne rice.

Enter two words as shown below. If you cannot read the words, click the refresh icon.

loading

Share vampir lestat - anne rice as:

Copy html code above and paste to your web page.

loading